Üyemiz Olun

Kendinizi Sevmeyi Öğrenin

Bugüne kadar hep başkaları için yaşadınız, hep başkalarını sevdiniz. Şimdi kendinizi sevme, kendinize kucak açma zamanı. Peki kendimizi nasıl seveceğiz? Öyle “ben kendimi seviyorum” demek yetmiyor, kendinize emek vermeniz ve bu yolda kararlı olmanız lazım. Ben size güveniyorum ve bu yolculuktan çok keyif alacağınızdan eminim. Unutmayın hepimiz Yaradan’ın özenerek yarattığı, eşsiz parçalarıyız, Sen’den başka bir tane daha yok bu dünyada.

ADIM ADIM KENDİNİZİ SEVMEYİ ÖĞRENİN

1. Adım: İlk adım kendimizi eleştirmeyi bırakıyoruz, bugün her ne yaparsanız yapın olduğu gibi kabul edin ve kendinizi takdir edin, her ne yaptıysanız o an elinizden gelenin en iyisini yaptınız. Kafanızın içinde kendinizi acımasızca eleştiren o sesi durdurun bugün. En büyük eleştirmeniniz kendinizsiniz. Sıklıkla başka insanların bizi eleştirdiğinden yakınırız, oysa bütün gün yaptığımız iç konuşmalarla kendimizi beğenmeyen, eleştiren, yargılayan biziz. Dikkat edin, içinizi dinleyin gün boyunca kaç kere kendi hatalarınızı yakalıyorsunuz, kendinizi yargılıyorsunuz. Ve sonra enerji bedenlerinizden etrafınıza beni eleştir, ben eleştirilmeye layığım sinyalleri yayıyorsunuz ve etrafınız sizi eleştiriyor. Unutmayın dışarısı sizin içinizin yansıması, siz hangi yayını yaparsanız onlar size öyle davranıyor. Siz kendinizi eleştirmeyi bıraktığınızda dışarıda da sizi eleştiren kimse kalmayacak.

Hepimizin hataları, yanlışları, eksiklikleri olacak. Hepimiz insanız, mükemmel değiliz. Bugün ve her zaman kendinize hata yapma, yanlış yapma, başarısız olma hakkı tanıyın. Nasıl ki başarılı olma hakkımız varsa başarısız olma hakkımız da var, bugün bu hakkı kullanın. Mükemmel olma zorunluluğunuz yok, mükemmelmiş gibi davranmamayı öğrenin, kasmayın kendinizi. Mükemmel olma zorunluluğu omuzlarınıza çok büyük yük yükler ve aslında hayatınızda neyi iyileştirmeniz gerektiğini görmenizi engeller. Bunun yerine sizi diğerlerinden farklı kılan, eşsiz, iyi yönlerinize odaklanın. Farklılıklarınızı keşfedin, ne de iyisiniz, bunlar için kendinizi takdir edin. Kimseden takdir, onay, övgü beklemeyin; bu takdiri kendinize verecek olan sizsiniz. En son ne zaman kendinize teşekkür ettiniz? Hepimizin bu dünyada oynayacağı eşsiz bir rol var ve kendimize karşı eleştirel yaklaştığımızda o rolü engelleriz.

Şimdi kendinize güzel bir çay, kahve molası verin ve kendinizdeki güzelliklere, iyi yönlere odaklanın. Bir kağıt kalem alın elinize ve iyi olduğunuz, iyi yaptığınız her şeyi listeleyin. Listeye baktığınızda siz de şaşıracaksınız ne kadar çok şeyi iyi yaptığınızı görmekten. Sizi bu güzelliklerle eşsiz yarattığı için Yüce Yaradan’a, dünyaya gelmenize vesile olduğu için anne babanıza şükredin, teşekkür edin. Ve en çok da kendinize teşekkür edin, kendinizi eleştirmeyi bıraktığınız ve kendinizi sevme yolunda kocaman bir adım attığınız için. Siz sevilmeye değersiniz…

Kendimi Sevmeyi Öğreniyorum II

Kendinizi sevdiğiniz, onurlandırdığınız şahane bir gün başladı yine, çok şükür… Umarım dün şöyle bir zihninizi uzaktan gözlemleme şansınız olmuş, kendi kendinize yaptığınız içsel konuşmalarla kendinizi nasıl acımasızca eleştirdiğinizi, yargıladığınızı görmüşsünüzdür. Lütfen kendinizi izlemeye devam edin, küçük bir not defteri edinin her an yanınızda bulunacak ve yakaladığınız her negatif düşünce, inanç, eleştiri, yargılamaları bu deftere not edin gün içinde. Günün sonunda kendinizde neler yakaladığınıza inanamayacaksınız:-))

Kendini sevme adımlarına devam ediyoruz:

2. Adım: Kendimizi korkutmaktan vazgeçiyoruz. Büyük bir korku toplumunun içinde yaşıyoruz. Birçoğumuz korkutularak yetiştirildik. Kararlarımızı korkuyla alır, seçimlerimizi korkuyla yapar olduk, bu artık otomatik bir hal aldı. Başımıza gelen her olayda senaryo üretmekte, küçük bir sorunu alıp ondan büyük canavarlar yaratmakta üstümüze yok. Hepimiz tetikteyiz, hayattan daima en kötüsünü bekleyerek, stres dolu, endişeli, gergin bir yaşamda sürüklenip gidiyoruz. Şimdi de gece yatağa girdiğinizde neler düşündüğünüzü izlemenizi istiyorum. Kaçınız uykuya dalmadan önce bir sorunun en kötü olasılığını zihninizde canlandırıyorsunuz? Daha o olayı yaşamadan en kötü senaryoları yaratıveriyoruz. İş ortamında patronunuz o gün keyifsiz, suratı asıksa hemen kendi üzerinize alınır, kesin benimle ilgili bir sorun var der en kötüsünü düşünürsünüz. Hareketlerini, konuşmalarını takip eder, işten kovulacağınıza kadar kafanızda kurarsınız. Ya da ilişkinizde biri sizi aramadığında, hemen istenmediğinizi, sevilmediğinizi düşünür ve bir daha asla başka bir ilişkiye girmemeye karar verirsiniz. Kendinizi dışlanmış ve terk edilmiş hissedersiniz. Bu korkular sizi farkında olmadan olumsuzluğa sürükler ve hayattan sadece olumsuz olanı beklersiniz.

Şimdi yine zihninizi izleyin bakalım hangi korku dolu senaryoları, olumsuz inançları tekrar edip duruyorsunuz gün boyu ve bunları not defterinize kaydedin. Kendinizi olumsuz bir düşünceyi veya durumu zihinde tekrar ettiğinizi yakaladığınızda, o düşünce yerine tekrar edeceğiniz başka bir imge bulun ya da yaratın kendinize. Güzel bir çiçek, hoşunuza giden bir şarkı sözü, güzel bir manzara ya da en sevdiğiniz kişiyi gözünüzde canlandırın. Kendinizi korkutmaya başladığınız her seferinde o imgeyi kullanabilirsiniz. Korku geldiğinde ona ” Sen gerçek değilsin, sen sadece bir yanılsama bir illüzyonsun, senin yerine sevgiyi seçiyorum, bu güzel çiçekleri, güzel manzarayı, kuşları ya da en sevdiğim kişiyi (imgeniz her neyse) düşünmeyi seçiyorum” diyerek imgenizi düşünün ve korkuyu gönderin. Bunu yapmaya devam ettiğinizde zamanla bu olumsuz alışkanlığınız gidecektir. Unutmayın korku sadece zihnimizin yarattığı bir illüzyon, bu olasılığı biz yaratıyor ve tekrar tekrar zihnimizde döndürerek hayatımızı zindana çeviriyoruz.

Ve bundan sonra bir karar vermeden önce, bir söz söylemeden, bir harekette bulunmadan önce lütfen derin bir kaç nefes alın ve içinize sorun: “Şimdi ben bu kararı korkuyla mı veriyorum yoksa sevgiyle mi?” Bu çok önemli bir noktadır. Eğer korkuyla bir karar aldıysanız, o korkuyu tespit edin. Hangi korkuyla bu kararı aldınız? Diğer türlü davransaydınız ne olacağından korkuyordunuz? Bu korkunun kökeni mutlaka daha önce yaşadığınız bir olaya hatta çoğunlukla çocuklukta yaşadığınız bir ana gider, öyle korkmuş utanmışsınızdır ki bir daha o durumu yaratacak adımları atamazsınız. Bu korkularınızla mutlaka yüzleşin ve her birinin gerçek olmadığını, sadece illüzyondan ibaret olduklarını söyleyerek salıverin korkularınızı. Ve bir daha karar alırken ya da konuşurken artık adımlarınızın sevgiden yana olmasına özen gösterin. En önemlisi de kendinizi karşınızdakinin yerine koyarak konuşun, davranın, size o şekilde davranılsaydı hoşunuza gider miydi? adımlarınız, sözleriniz, davranışlarınız hep sevgi olsun, en çok da kendinizi sevin….

Kendimi Sevmeyi Öğreniyorum III

Bu alemde sevgi istiyorsan önce sevgi tohumu ek;Sen, sevip de sevilmeyen gördün mü hiç ?Mevlânâ

3. Adım: Kendimize karşı nazik ve sabırlı oluyoruz. “Sabır çok güçlü bir araçtır. Çoğumuz hemen tatmin olma tutkumuz yüzünden acı çekeriz. İstediğimiz şeyi hemen elde etmek ister, beklemeye tahammül edemeyiz. Kuyruklarda ya da trafikte sıkışıp kaldığımızda hemen öfkeleniriz. Hepimiz cevaplarımızı ve elde etmek istediğimiz şeyleri hemen olsun isteriz. Kendi sabırsızlığımız yüzünden, sık sık etrafımızdaki insanların hayatlarını zindan ederiz. Sabırsızlık öğrenmeye direnmektir. Dersi öğrenmeden veya gerekli adımları atmadan cevaplara geçmek isteriz.” demiş Louise Hay.

Kendinizi sevmek için de sabırlı olmanız gerekiyor, önce kendimize sabırlı olmayız. Siz hiç diyete başlayıp ertesi gün kilo veren gördünüz mü? Her şey oluşması ve olgunlaşması için bir süreye ihtiyaç uyar ve emek vermelisiniz elde etmek için. Bir anne bebeğini kucağına almak için dokuz ay bekler, bir çiçeğin açması için günlerce haftalarca beklersiniz. Önce tarlayı zararlı otlardan ayıklar, çapalar uygun hale getirir sonra tohumları eker, sular ve bir müddet beklersiniz ki tohumlar yeşersin, filizlensin. Tarlayı temizlemeden, tohumları ekip, sulamadan, emek vermeden ve sabredip beklemeden yeşerip mahsul vermesini beklemek ne kadar gerçekdışı ise bilinçaltını temizlemeden, geçmiş duygusal yüklerimizden arınmadan, sabah akşam papağan gibi olumlama yaparak hayatınızın değişmesini beklemek de o kadar gerçek dışıdır.

Kendimizi hemen tek bir günde sevecek değiliz ve yaşamımızın da birden bire değişmesini bekleyemeyiz. Ancak değişim zaman ister, emek ister, inanç ister. Her geçen gün kendimizi biraz daha severek, kendimizi biraz daha takdir ederek kendimize biraz daha fazla sevgi ve değer verebiliriz. İki-üç ay içinde kendinizi sevmek konusunda ne kadar ilerlediğimizi göreceksiniz.

En büyük yargıcımız yine kendimiziz. Lütfen hata yaptığımızda kendimizi cezalandırmayalım, bu hataları öğrenme yolunda birer basamak olarak görelim ve tekrar etmeyelim. Yeni bir şey öğrenirken “nasıl olsa işe yaramayacak, çok basit” gibi yargılar yerine kendimize karşı sabırlı olalım, öğreniyoruz, gelişiyoruz, yükseliyoruz ve her ne yapıyorsak kendimize bir adım daha yaklaşmak için yapıyoruz. Bu hafta sonu kendinizle baş başa kaldığınız, kendinizi sevdiğiniz, şımarttığınız küçük mutluluk fırsatları yaratın, sevgiyle…

Kendimi Sevmeyi Öğreniyorum IV

4. Adım: Kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, kendime ve zihnime nazik davranıyorum.

Kendini sevmenin en önemli adımı kendini olduğun gibi kabul edebilmektir. Kendine tüm hatalarınla, yanlışlarınla, eksikliklerinle kabul verebilmektir. Kendini başkalarıyla, başkalarının sahip olduklarıyla karşılaştırmak kendinize yapacağınız en büyük kötülüktür. Lütfen kendinizi, hayatınızı başkalarıyla karşılaştırmayın, odağınızı kendinize çevirin. Başkalarının sahip olduklarına takıp kalmak ve içten içe benim niye yok diye hayıflanmak “ben bunlara layık değilim” düşüncesini içinize yerleştirir ve sizi isyana sürükler. Bu da kaçınılmaz olarak size layık olmadığınız deneyimler yaşatır. İşte bu da negatifin tam istediği şeydir, oyuna gelmeyin.

Günlük hayatımız büyük bir koşturmaca içinde geçiyor, stresli, gergin hayatlar yaşıyoruz. Bu gerginlik bedenimize, hormonlarımıza yansıyor ve beynimiz “tehlike var” sinyalleri yayıyor. Bu ise negatife daha çok odaklanmamıza, her an tetikte en kötüsünü düşünerek yaşamamıza, olumsuzu düşünmemize neden oluyor. Bu kısır döngüyü kırmak için bedenimizi ve zihnimizi gevşetmemiz gerekli. Bu nedenle günde en az 10 dakika zihninizi gevşetecek bir şeylerle uğraşın. Zihni gevşetmenin en etkili yolu doğru nefes almaktır. Oturduğunuz yerde gözlerinizi kapatın ve burundan sakin ve yavaş nefesler alın, sonra yine burundan yavaşça geri verin. Nefes verirken içinizden “kendimi seviyorum, kendimi olduğum gibi kabul ediyorum, güvendeyim” gibi size iyi hissettirecek sözler kullanabilirsiniz. Bu 10 dakikalık nefes çalışmasının bir süre sonra sizi nasıl iyi hissettireceğine inanamayacaksınız.

Zihni gevşetmek için meditasyon yapmak, dua/ibadet etmek, yoga yapmak, toprakla uğraşmak da harika yöntemler. Size hangisi uyuyorsa onu uygulayın ancak mutlaka ve mutlaka kendinize günlük sakinleşme, gevşeme molaları verin.

Kendimi Sevmeyi Öğreniyorum V

5. Adım: Kendimizi övüyoruz. Kendini eleştirmek içsel ruhunuzu yıkar, kendinizi övmek ise içsel ruhunuzu yüceltir ve güçlendirir. İçinizdeki gücü ve ilahi parçanızı kabul edin ve yüceltin. Hepimiz sonsuz, sınırsız zekanın parçalarıyız. Kendinizi hırpaladığınızda ve aşağıladığınızda, sizi yaratan gücü aşağılarsınız. Kendinizi övmeye küçük şeylerle başlayın. Kendinizeharika olduğunuzu söyleyin. Bir kez söyler ve bırakırsanız hiçbir işe yaramaz. Her gün inanarak sadece 1 dakikalığına bile olsa kendinize gülümseyin, seni seviyorum deyin, kendinizi övün, tebrik edin ve kendinize teşekkür edin. Bunun giderek daha da kolaylaştığını göreceksiniz. Bir düşünceyi beyne kabul ettirmek için aralıksız 21 gün tekrar etmeniz gereklidir. Bu düşünceyi davranışınız haline getirmek için ise 40 gün tekrar etmelisiniz, bunu unutmayın! Bir dahaki sefere, farklı veya yeni öğrendiğiniz bir şey yaptığınızda ve yeterince becerikli davranamadığınızda lütfen kendinizi yalnız bırakmayın. En azından deneme cesareti gösterdiğiniz, adım attığınız için kendinizi tebrik edin. İlk seferinde yanlışlarınızı bulur ve kendinizi acımasızca hırpalarsanız ikincisini asla denemezsiniz. Kendinize ikinci şansı mutlaka verin. Hatalarınızı bulmak yerine yaptığınız şeyi geliştirmek için neler yapabilirsiniz ona odaklanın.

En iyiyi ve en güzeli hak ettiğinize kendinizi inandırın. İyiyi kabul etmeye hazır ve istekli olun. İstediğimizi elde edememenin nedeni onu hak ettiğimize inanmamamızdır. Gözlerinizi kapatıp derin birkaç nefes alın ve sorun içinize “gerçekten bu istediğim şeyi hak ettiğime inanıyor muyum?” İnanmıyorsam neden? İçiniz bilir, cevapları dışarıda aramayın. Hak etmediğiniz bilincini ortadan kaldırmadan isteklerinizi hayata geçiremezsiniz çünkü içsel olarak “hayır istemiyorum” diye yayın yapmaktasınız. Hayatınızı gözden geçirin, çocukken neler size hak görüldü, nelerde eleştirildiniz, yetersiz bulundunuz. Ve şimdiki halinize bakın gerçekten öylemi, hala bunlara inanıyor musunuz? Bütün cevaplar içinizdeki o eleştirilen, yetersiz bulunan, dışlanan, sevilmeyen çocukta yatıyor. O bir gölge gibi her yerde sizinle. Şimdi O’nu sarıp, sarmalama, sevme, kabul etme, takdir etme, övme zamanı. İçinizdeki çocuğa sarılın ve onun ne kadar muhteşem, harika, güçlü, değerli olduğunu, onu ne kadar sevdiğinizi söyleyin. Bu güzel birlikteliğinizi kutlayın, kutsayın. Sevmeniz gereken tek kişi kendinizsiniz…

Alıntı