Üyemiz Olun

ENTROPİ NEDİR

Entropi, en kaba tanımla, bir sistemin düzensizliğinin ölçüsüdür  Entropi öylesine yararlı bir fiziksel kavramdır ki, pek çok disiplin içinde ayrı ayrı entropi fonksiyonları kullanılır  Örneğin termodinamik entropi, topolojik entropi gibi  Sistemin düzensizliği arttıkça artan herhangi bir fonksiyon rahatça entropi fonksiyonu olabilir  Örneğin bir bardak suyumuz olduğunu ve bunun içine bir damla mürekkep damlatıp gözlediğimizi düşünelim ve içeride neler olduğunu hayal etmeye çalışalım: mürekkep molekülleri başlangıçta kısa bir sure bir arada bir arada bekleştikten sonra su içine dağılmaya başlayacaklardır çünkü kendilerine çarpan su molekülleri tarafından değişik yönlere saçılırlar

Şimdi olağanüstü bir bilgisayarın sistemin bütün mümkün durumlarını sayabildiğini düşünün Sistemin bir durumu denildiğinde anlamamız gereken şey örneğin bir molekülün belirli bir koordinata ve belirli bir hiza; bir başka molekülün bir başka belirli koordinata ve hiza sahip olduğu bir konfigürasyondur Bardaktaki mürekkep örneğimizde bu tur durumların sayısının çok çok (hatta hayal edebileceğimizden de çok) fazla olduğu açıktır, ama neyse ki bu durumları saymak gibi bir ihtiyaç içinde değiliz zira bunların çok büyük  bir kısmı mürekkebin moleküllerinin bardak içinde oraya buraya rasgele dağıldığı, düzensiz, yani yüksek entropili durumlara karşılık gelirler  Bizim için bunların hepsi homojen durumlardır çünkü biz karışıma baktığımızda o molekülün burada, bir başkasının şurada olmasına aldırmadan, mürekkebin homojen olarak dağıldığını söyler geçeriz Yani olağanüstü sayıda farklı mikroskobik durum tek bir makroskobik duruma, yani homojen duruma karşılık gelir

Esasında suya her mürekkep damlatışımızda, mürekkebin dağılmasının nedeni budur Homojen bir makroskobik duruma karşılık gelen mikroskobik durumların sayısının fazlalığı onun olasılığını arttırır  çünkü istatistik fizik yasaları bir makroskobik durumun olasılığının, ona karşılık gelen mikroskobik durumlarla orantılı olduğunu söyler bize

Ancak, su molekülerinin mürekkebi yeniden bir damla haline getirmesi ya da belki küçük bir köşede toplaması olasılığı sıfıra çok yakın olmakla birlikte, sıfır değildir  Bu sadece moleküllerin çok özel hız ve koordinatlara sahip oldukları durumlarda mümkündür ve bu durumların sayısı da öylesine azdır ki evrenin başlangıcından bu yana bir kez olsun elde edilmiş olmaları bile pek muhtemel gözükmemektedir.

Hayatın İçindeki Entropi Nedir?

Örneğin bir salonun köşesinde bir kibrit çaktığımızda, kibritin ucundaki maddede depolanmış olan kimyasal enerji açığa çıkar ve bu arada yüksek hızla salınan gazın molekülleri, yakındaki hava molekülleriyle çarpışarak, onların kinetik enerjisinin artmasına yol açar. Bu hava molekülleri de, dışarıya doğru giderek genişleyen küresel kabuklar içindeki moleküllerle çarpışarak, onlara da kinetik enerji aktarırlar. Bir süre sonra; başlangıçta kibritin ucundaki maddede “derli toplu ve düzenli” bir halde bulunan enerji, tüm salona dağılmış, salondaki moleküller arasında, neredeyse eşit olarak paylaşılmıştır. “Düzensizlik” veya düzensizliğin bir ölçüsü olan “entropi” artmıştır. Benzer şekilde, başlangıçta kibritin ucunda “derli, toplu ve düzenli” görünen minicik katı parçacıklar kümesi, yani duman da, moleküllerle çarpışmalar sonucu, yani difüzyon yoluyla tüm salona dağılır. Bu tür süreçlerin, “tersi kendiliğinden yer alamaz’ ”anlamında “tersinmez” olduğu söylenir. Çünkü böyle bir kibrit yakma sürecini her birimiz defalarca izlemiş; fakat kibritin yakılması sonucunda salona dağılmış olan enerjinin, kendiliğinden tekrar sönmüş kibritin ucunda toplanarak kibriti yeniden ateşlediğini hiç birimiz asla görmemişizdir. Bu ikinci olay, fizik yasaları çerçevesinde mümkün olmakla beraber, kapalı sistemlerde kendiliğinden yer alan süreçlerde entropinin azalmamasını öngören “termodinamiğin ikinci yasası” (ΔS≥0) nedeniyle gerçekleşmesi olasılığı yok denecek kadar az olan bir olaydır.

 Bir başka örnek, mutfaktaki tezgahın üzerinde bulunan bir yumurtanın yere düşüp kırılmasıdır. Başlangıçta karmaşık bir yapı içerisinde “derli toplu ve düzenli” olan bir atom ve moleküller kümesi, sonuçta “paramparça ve darmadağınık” bir hal alır. Düzensizlik artışıyla sonuçlanan bu olay da keza, “tersinmez” bir süreç oluşturur. Çünkü kırık bir yumurtanın kendiliğinden derlenip toparlanarak eski haline geldiği görülmemiştir.

Kırık bir yumurtanın kendiliğinden eski haline gelmesi olasılığının yok denecek kadar az olması demek, böyle bir olay gerçekleşemez demek değildir. Örneğin, yumurtayı öylesine paramparça etmiş olalım ki, moleküllerine ve hatta atomlarına ayrılmış olsun. Bu atom ve moleküller kümesini, dışarıdan enerji almak suretiyle tekrar bir yumurta haline getirmek mümkündür. Nitekim bir tavuk bunu hemen her gün yapar: Bahçede eşelenerek bulduğu besin maddelerini, enerji ve hammadde temini için kullanarak, yumurtalığında yepyeni bir yumurta sentezler. Bu yumurtayı oluşturan atom ve moleküller başlangıçta, bahçedeki değişik unsurlarda darmadağınık, iş bittiğinde ise, karmaşık bir yumurtanın yapısında derli toplu ve düzenlidir. Vurgulamak gerekirse, tavuğun bunu yapabilmek için dışarıdan “enerji ve hammadde alması gerekir. Fakat bu yumurtayı sentezleme süreci sırasında; nefes alıp vermekte, terlemekte, ara sıra tuvalete de gitmektedir. Bunların her biri, keza ‘tersinmez’ süreçlerdir; entropi artışına yol açarlar. Şöyle ki; tavuğun yumurtayı sentezlemesi nedeniyle gerçekleşen entropi azalması, tavuğun bu işlem sırasında gerçekleştirmek zorunda olduğu “tersinmez” işlemlerin yol açtığı entropi artışlarının toplamından daha azdır. Sonuç olarak, yumurtanın sentezlenme süreci sonunda; tavuğun bünyesindeki toplam entropi belki azalmış, fakat “tavuk+bahçe” sisteminin toplam entropisi artmıştır. Çünkü genişleyen bir evrendeki toplam entropi artmak zorundadır.

Entropi Yasası ve Yaradılış

Termodinamiğin İkinci Kanunu ya da diğer adıyla Entropi Kanunu, doğruluğu teorik ve deneysel olarak kesin biçimde kanıtlanmış bir kanundur. Öyle ki yüzyılımızın en büyük bilim adamı kabul edilen Albert Einstein, bu kanunu “bütün bilimlerin birinci kanunu” olarak tanımlamıştır. Bu yasa evrenin bir başlangıcı ve sonu olduğunu dolayısıyla materyalistlerin iddia ettikleri gibi sonsuz bir evrende yaşamadığımızı ispat eder. Ayrıca evrende kendi haline, doğal şartlara bırakılan tüm sistemlerin, zamanla doğru orantılı olarak düzensizliğe, dağınıklığa ve bozulmaya doğru gideceğini ispatlar ki bu da dolaylı olarak ateizmin en temel dayanaklarından olan evrim teorisini ciddi oranda temelinden sarsmaktadır. Buna göre;

Termodinamiğin birinci yasası bizlere evrende var olan enerjinin kendiliğinden var olamayacağını ve var olanın da yok edilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Evrenin içinde var olan hiçbir mekanizma ya da güç bunu gerçekleştiremez. Peki, bu sıfır (big bang) anında evrende var olan enerji ve madde nasıl var olmuştur?

Termodinamiğin ikinci yasası ise evrende var olan enerjinin sürekli olarak kullanılmaz hale geldiğini ve bu entropi artışıyla bir gün evrenin tümüyle bozulup çökeceğini ortaya koymaktadır. (Spor yapmak için bir parkta 100 metrelik bir koşu yapıldığını, 100 metrenin sonunda yorulup koşamayacak hale gelindiğini ve bir yere oturulduğu düşünülecek olursa koşarken harcanmış olan ve bir daha kazanılamayacak olan enerjiye entropi denir.)

Şu an bizler sürekli bozulmakta olan bir evrende yaşamamıza rağmen var olan bir düzen sürmektedir. Eğer tüm evren materyalist düşüncenin iddia ettiği gibi sonsuzdan beri var olmuş olsaydı şimdiye kadar gerçekleşen entropi artışı evrenin çökmesine sebep olacaktı. Oysa evren hala varlığını sürdürmektedir. Bu yasalar bizlere evrenin bir başlangıç anında yaratıldığını açıkça göstermektedir. Tüm evren ve içinde var olan her şey bir başlangıç anında yaratılmıştır.

ENTROPİ YASASI’NIN  FELSEFİ SONUÇLARI

Entropi ile ilgili bilgileri birçok kişi salt fiziksel bir konu olarak algılamakta ve ele almaktadır. Oysa Entropi Yasası, bizi çok önemli felsefi sonuçlara da ulaştırmaktadır. Bu, maddelenerek şöyle gösterilebilir:

1- Evrendeki ısı akışı tek yönlüdür ve bu akış geri çevrilemez (Termodinamiğin ikinci kanunu).

2- Buna göre evrende bir gün termodinamik denge oluşacak ve “ısı ölümü” yaşanacaktır. Kısacası evren ebedi değildir, evrenin bir sonu vardır.

3- Eğer evren sonsuzdan beri var olsaydı, aradan geçen zamanda evren çoktan termodinamik dengeye gelip “ısı ölümü”nü yaşıyor olacaktı. Ölümlü bir evren, sonsuzdan beri var olamaz.

4- Evren sonsuzdan beri var olamıyorsa demek ki evrenin bir başlangıcı vardır. Bu başlangıç durumundaki (t=0) evren, düşük entropili bir halden yüksek entropili duruma doğru gitmektedir. Entropinin sürekli olarak artıp hiç azalmaması, evrenin başlangıcının çok düşük entropili olduğunu gösterir.

Evrim teorisi canlılıkta basitten komplekse doğru bir değişim geçirdiğini söyler, oysa termodinamiğin ikinci kanunu böyle bir sürecin olmayacağını evrende var olan tüm sistemlerin bozulmaya doğru gittiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla evrim senaryosu doğa yasalarına rağmen ortaya atılmış ve kesinlikle gerçekleşemeyecek olan bir senaryodur. Evrimci bilim adamı Roger Lewin bilimsel bir dergi olan Science’daki makalesinde evrimin termodinamik açmazını şöyle dile getirmektedir “Biyologların karşılaştıkları problem, evrimin Termodinamiğin İkinci Kanunu’yla olan çelişkisidir. Sistemler zamanla daha düzensiz yapılara doğru bozulmalıdırlar.

Bir başka evrimci bilim adamı Jeremy Rıfkin içinde bulundukları bu açmazı sözle itiraf etmektedir “Entropi Kanunu, evrimin bu gezegendeki yaşam için mevcut olan tüm enerjiyi dağıtacağını söyler. Bizim evrim anlayışımız ise bunun tam tersidir. Biz evrimin sihirli bir şekilde yeryüzünde daha büyük bir değer ve düzen artışı olduğuna inanıyoruz.

Ateizmin temel dayanağı olan Evrim teorisini yalanlayan sadece entropi yasası değildir. Her şeyden önce canlılığın cansız maddelerde ortaya çıkış düşüncesi mikrobiyoloji tarafından yalanlanmaktadır. Evrimciler hiçbir şekilde cansız maddelerin nasıl olup ta canlı maddeden meydana geldiğini açıklayamamışlardır. Fosil kayıtlarından, mikrobiyolojiye; genetik biliminden fizik yasalarına kadar tüm gerçekler yaratılış gerçeğini açıkça ortaya koymaktadır.

Görüldüğü üzere evrene neresinden bakarsak bakalım, hangi alanı incelersek inceleyelim bulduğumuz tüm izler, tüm işaretler bizi evreni yaratan nihayetsiz kudret ve kuvvet sahibi her şeyi bilen, gören ve her şeyi yerli yerinde bir ölçü ile var eden bir Allah’a götürecektir. Şimdiye kadar ateizmi destekleyen, ya da Allah’ın olmadığına işaret eden hiçbir ciddi ve tutarlı delile, kanıta rastlanmamıştır. Bilimin evrende Allah’ın kudretine birer perde görevi gören yasaları bulması ve incelemesi o yasaları yaratanın Allah olmadığı anlamına gelmez. Ya da Hawking’in son röportajındaki beyanında belirttiği gibi “Evrenin oluşumu bilimin gerçekliğine dayanır. Ama bu hiçbir şekilde, Bilim Kuralları’nı koyan ve onları da yaratan bir Tanrı olmadığı anlamına gelmez…”

Termodinamik

Termodinamik, enerji ile ilgilenen temel bilimlerden biridir ve mühendislik eğitimininde temel öğelerinden biridir. Bilindiği üzere Termodinağin 4 temel yasası vardır.

Termodinamiğin 2. yasası Nedir

 Bu 4 yasadan içerisinden termodinamiğin 2. yasası entropiye göre; “ısı daima sıcak cisimden soğuk cisme doğru akar.” Buna bilinen basit bir örnek verecek olursak masa üzerine bırakılan bir bardak sıcak çay kısa sürede soğur. Ve bu durum birinci yasaya göre de aykırı değildir. Çünkü çayın kaybetmiş olduğu enerji, havanın kazanmış olduğu enerjiye eşittir. Ancak bu durum tam tersi olsaydı. Yani çayın ortamdan alacağı ısı ile soğumak yerine ısınması. Böyle bir durum olmayacağını biliyoruz, fakat olsaydı, bu sefer havanın kaybetmiş olduğu enerji, çayın kazanmış olduğu enerjiye eşit olacağından dolayı yine birinci yasaya aykırı olmazdı.
 

Entropi Alanı

“İnsan yapısı Düzenleyici Sübtil (ince) Enerji Alanı ile etkileştir. Buna kısaca DSEA diyelim. Bedenimiz sağlıklı durumda iken negantropi (negatif entropi) durumundadır. Bu da gençlik halidir. Dengesini kaybettiğinde ise pozitif entropi durumu olan karmaşaya düşer. En belirgin örneği kanser hücrelerinin üremesidir. Eğer DSEA ile etkileşimde bir tıkanıklık oluşursa yaşam gücü ve enerjisi azalır. Normal durumda bu etkileşme bizlerin çakra sistemi, oksijen, güneş ışığı, su ve yiyecek ile olur.”

 Bu DSEA alanının fizikte sözü edilen Takiyon Enerji Alanı olduğunu söylüyor. Gerçekten de benim görüşüme göre Takiyon Enerjisinin düzen getirirci bir özelliği vardır. Size bu konuda görüşlerimi aşağıda aktarıyorum.

 Einstein’ın görelilik kuramına göre ışık hızı sabittir ve harekete göre değişmez. Ancak görelilik kuramının hiç sözü edilmeyen bir başka sonucu vardır. O da ışıktan hızlı hareket edebilen parçacıkların da olabileceğidir. Eğer görelilik denklemlerinde v > c korsanız görürsünüz ki kütle sanal olmakta ve t (zaman) da –t haline dönüşmektedir. Yani, sanal kütleli, ışıktan hızlı hareket eden ve zamanda gelecekten geçmişe doğru giden parçacıklar söz konusudur. Bu parçacıklara ‘Takiyon’ adı verilmiştir. Ancak bu parçacıkların gerçek fizik alemde var olabileceklerine inanılmamaktadır.

 Nedeni ise, ışıktan hızlı ve sanal kütleli parçacıkların hiçbir aletle gözlenemiyecekleridir. Bizim yapacağımız herhangi bir alet ışıktan yavaş giden parçacıklardan oluşacaktır. Zira evrenimiz bu türden parçacıkların evrenidir. Ayrıca sanal (imajiner ‘kök içinde eksi bir sayı’) kütleli bir parçacığı gözlemek mümkün değildir, çünkü sanal kütle ölçülemez. Bir diğer zorluk da Takiyonların gelecekten geçmişe hareket etmelerinden dolayı bizim ölçüm aletlerimizle girişime girmelerinin olanaksız oluşudur. Biz neden sonuç içinde geçmişten geleceğe gelişen olayları ölçeriz. Tersini ölçemeyiz zira evrenimizde nedensel olaylar hep geçmişten geleceğe doğru gelişirler.

 Peki ama Takiyonlar nasıl davranırlar? Işıktan hızlı hareket ettiklerine göre onların termodinamiği bizimkinin tam tersi olacaktır. Düzensizlikten düzene doğru hareket edeceklerdir. Işıktan hızlı hareket ettiklerinden onların en yavaş hızı da ışık hızı olacaktır. Takiyonlar düzen sağlayıcı parçacıklardır ama bizim evrenimizle etkileşmeleri mümkün müdür? Evet, bunu da Kuantum kuramının belirsizlik prensibi sağlar. Nasıl ki radyoaktif bir çekirdek aniden bir gama ışını salarsa ve bu ışın ne zaman salınacağı bilinemezse, aynı şekilde hudut bölgede (ışık hızı bölgesinde) Takiyonlar bizim evrenimize geçip etkileşirler. Bu olaya ‘Tünel Olayı’ da denir.

 Sanal kütleli Takiyonlar bizim evrenle çok kısa süreler içinde etkileşmektedirler. Bu Takiyon etkisi bizlere düzeni getirmektedir. Takiyon etkisinin getirdiği düzen yaşam enerjisi olarak da tanımlanabilir. Çünkü onlar negantropi getiripEntropinin azalmasına neden olmaktadırlar.


Yeryüzünde magnetik ve sonik (sesli) bir bütünsel ilişki içinde olan "morfik" bir beden yaratıyorsun. Böylece dünyanın örgüsü ile etkileşen bir enformasyon yolu oluşturuyorsun. Kutsal mimari biyolojinin morfik rezonans dilinde ve dengeli yapısında oluşmaktadır."

Bu ifade ilk anda karmaşık bir ifade gibi gelebilir. Bu bakımdan bir miktar açılıma gerek vardır. "Morfik" alan dediği İngiliz biyolog Rupert Sheldrake tarafından ortaya atılmış bir fikirdir. Bu görüşe göre yeryüzünde yaşayan canlı türlerininortak "Morfogenetik" alanları bulunmaktadır. Her canlı varlık bu alandan etkilenir ve bu alanı etkiler.

Belirgin bir değişim olması için kritik sayıda canlı varlığın bu değişime katkıda bulunması gerekir. Her canlı varlık (özellikle insan) bu alanla etkileşerek hem dünyanın enerji alanını değiştirir hem de ondan etkilenerek kendi değişir. Meditasyon yapan "yogi" kişilerde EKG (Elektro Kardiyo Gram) ölçümleri belli bir rezonans durumunun varlığını ortaya koymuştur.

Kalbin atışları harmonik ve dengeli iseler adeta kutsal bir biyolojik yapı oluşturmakta ve bu morfik beden dünyayı etkilemektedir. Yani kısaca insan evrenin bir holografik yapısı olduğunu söylemek mümkündür. İnsan nasıl nefes alıp veriyorsa, nasıl kalp atışları muntazam ritmler (ölçüler) içeriyorsa evren de aynı şekilde ritmik olarak titreşir.

Bu titreşimi bir var olup bir yok olma şeklinde yorumlamak mümkündür. Hatta daha ileri bir ifade kullanarak bilimin bu konuyu ciddiye alıp araştırmakta olduğunu söyleyebilirim. Eğer enerji süreksiz ve kesikli olarak aktarılıyorsa bundan çıkan anlam zamanın da bir bakıma süreksiz adımlarla ilerlediğidir. 

 Kalbin elektromanyetik alanının bir modeli mükemmel, torroidal bir şekil gösteriyor. Dr. Rein’e göre, böyle bir şekil süptil enerji transdüktörüdür, bir enerji formunu başka bir enerji formuna çevirir, çünkü takyon enerjisi olarak adlandırdığımız enerjiler gibi yüksek enerjilerin voltajını azaltmasını sağlayarak sonsuz sayıda harmonik üretir. Enerji güç kaybı olmadan harmonikler vasıtası ile yolculuk yapar. Bunu enerjiler için bir merdiven olarak düşünün. Sadece, sevgi ve birbirine bağlılık hislerinde olduğu gibi kalp tutarlı (koherent) olduğunda enerji güç içinde gelebilir. Düzenli bir sistemdeki rezonans ve uygunluk takyon alanına erişmenin anahtarıdır. (Ve belki aşıkların o kadar sağlıklı olmalarının nedeni budur)