Üyemiz Olun

BOYUTLAR VE İNSAN

Ruhsal İdare Mekanizması (RİM)

Ruhsal İdare Mekanizması'nın çalışma sistemi hakkında insanlara çok az bilgi verilmiştir. Bütün bildiğimiz, büyük bir hiyerarşi içerisinde, bilgisi, etki alanı, uyum sağlama alanı gittikçe genişleyen ve derinleşen bir manzumeler sistemi olmasıdır. 

Ruhsal İdare Mekanizması'nın birçok yönü vardır; madde ile de alakalıdır, ruhsal dünya ile de alakalıdır; insanlarla, hayatla, bütün varlıklarla alakalıdır. Hatta denilebilir ki 360 derecelik bir yöne sahiptir. RİM'i küresel bir enerji birikimi tarzında ele almak lazımdır. Bu öyle bir mekanizmadır ki, hepimiz bu mekanizmaya dahilizdir, onun dışında herhangi bir şey yoktur. . 

RİM'i şehrin belli bir yerinde kurulmuş olan, bütün şehrin elektriğini, enerjisini, hayatiyetini ondan aldığı bir nükleer santral gibi düşünmek doğru değildir. Çünkü o mekanizmaya bütün varlıklar dahildir. Ruhsal İdare Mekanizması bütün varlıklardan meydana gelmiş bir mekanizmadır. Siz de o mekanizmaya dahilsiniz, ben de dahilim, komşunuz da, herhangi bir yerdeki insan da, böcekde, kuş da, ağaçlar da dahil, Bütün hepimiz o mekanizmanın içindeyiz. 

Her birimiz bu büyük sistemin, bu İdare Sistemi'nin içerisinde üzerimize düşen vazifeyi, üzerimize düşen enerji alışverişini etkilemeyi ve etkilenmeyi meydana getirmek suretiyle kozmik devinimi, kozmik fonksiyonu, kozmik hareketi sürekli halde tutuyoruz. 

Kozmosun kendisi bir mekanizmadır ve bunun içerisinde de gittikçe küçülen mekanizmalar vardır. Nitekim siz de bir beden olarak bir mikro kozmozsunuz yani küçük bir alemsiniz. Küçük alem olduğunuza göre siz de baştan aşağı bir İdare Mekanizması'sınız. Vücudunuzun bütün organları, hücreleri, bütün yapıları ile her şeyi yöneten, yönlendiren, belli bir amaç için onları sevk eden, yaşatan bir varlıksınız. Vücudunuz, tam bir İdare Mekanizması' dır ve bu sistemin başı da beyninizdir, düşüncelerinizdir, fikirlerinizdir. Daha da ötelere gider ve beyni faaliyete geçiren enerjileri düşünürseniz, daha dışarı doğru kayar ve kozmosla, büyük alemle, makroalemle birleşirsiniz, Maksatlar itibarıyla, amaçlar itibarıyla aynı şeyleri yaparız. Makro alemin yapmış olduğuşeyle, mikroalemin yapmış olduğu şey aynıdır. Hiç değişmez, birbirinin tıpkısıdır. Bu yüzden, "Yukarıdaki aşağıdakine, aşağıdaki yukarıdakine benzer," ifadesi kullanılmıştır. Mekanizmanın nasıl çalıştığını anlamak istiyorsanız, her şeyiyle kozmosun nasıl çalıştığını anlamanız gerekir.

Ancak kozmosun çalışması hakkında yani bu düzenli evrenin nasıl işlediği hakkında kesin bir bilgiye vardığınız zaman, Ruhsal ve Mekanik İdare Mekanizmaları'nın nasıl çalıştığı hakkında bir bilgiye sahip olabilirsiniz. Şu anda yeryüzü insanının elinde bu konulara ilişkin birçok bilgi vardır; fiziğin, astronominin, astrofiziğin, biyolojinin yani bütün bilim dallarıyla birlikte, bu bilimsel bilgilerden evvelki bilgilerin de bize getirdiği birtakım bilgiler vardır. Hepsini biraraya getirerek büyük bir bilim küresi içerisinde hereket etmek suretiyle, bu Mekanizma'nın nasıl çalıştığı hakkında bir fikre sahip olabiliriz.

Spiritüel Hayata Geçiş 

Hayatı maddesel hayat, spiritüel hayat veya duygusal hayat diye ayıramayız. Biz her şeyi birarada yaşamak zorunda olan varlıklarız. Maddesel hayatımız aynı zamanda duygusal hayatımızı, duygusal hayatımız da aynı zamanda spiritüel yani ruhsal, manevi hayatımızı teşkil eder. Manevi hayatımızın bir yönü maddesel hayata bağlanır. Maddesel hayattaki uygulamalarımız bizim manevi hayatımızda da yansımalarbulur. Dolayısıyla bunları birbirinden ayırt edemeyiz. Fakat insan kendini %70'lere, %80'lere varan yoğunluktaki bir maddesel hayat tecrübesi ve cazibesinden yavaş yavaş kurtarmak ve daha az maddesel, daha çok spiritüel olan bir hayata geçmek arzusu duyabilir. 

Ancak bu geçişin birdenbire olması mümkün. değildir. Öncelikle aralarında bir ortak alan yaratmak gerekir. Bu ortak alanın oluşması için işe insanların ilgisini kazanmakla başlanır. İnsanların ilgisini, sempatisini elde edebilmek için onlarla sempatik bağlar kurma teşebbüsünüzün, gayretinizin derecesi çok önemlidir. Yani insan durduğu yerde başkalarının kendisine sempati duymasını, sevgiyle bakmasını sağlayamaz. İlk olarak insanın kendisinin teşebbüs etmesi gerekir. Doğallık bunu gerektirir, tabiat bunu gerektirir. İnsanlarla olan ilişkilerde, tabiatla olan ilişkide, gittikçe daha esnek davranmak kudretini kazanmak gerekmektedir. Gerçekleştireceğimiz uyum, iki geniş dişli tarağın uçlarının birbirine girişi gibi, kenetlenme tarzında olmalıdır. 

Uyum sağlama, insanların çeşitli hallerinin farkında olmanızı sağlayacaktır. Yani bir çeşit biopsişik denge kurmak gerekir. Biopisişik denge, hem biyolojik hayat içerisindeki dengenin hem de psişik hayat içerisindeki dengenin kurulması, enerji alışverişlerinin normale dönmesi ve bu arada hoşgörünün ortaya çıkması demektir. 

Zaten uyum sağlanmışsa hoşgörü dediğimiz durum da ortaya çıkacaktır. Böylelikle insanların huylarına, fikirlerine, davranışlarına karşı daha toleranslı, daha esnek olmamız mümkün olacak ve nihayet fikir birliği, eylem birliği meydana gelecektir. Hem fikirlerde birlik hem de gerçekleştirilen faaliyetlerde bir birlik meydana gelecektir. Böylece bu iş sizi yavaş yavaş sevgi enerjisinin daha fazla alınıp verilmesi aşamasına kadar getirir. Sevgi enerjisinin alınıp verilmesinde geçerli olan birçok koşul vardır; spiritüel hayata geçerken iş eninde sonunda bizde mevcut bulunan birtakım rezistansların, dirençlerin değişmesi gerektiği meselesine gelir.

Sevgi enerjisinin bizden akıp geçmesine izin vermemiz ya da sevgi enerjisiyle doğrudan doğruya muhatap olmaınız; onu aldıktan sonra değiştirip, geliştirip, kendimize göre daha da güçlendirip başka bir enerjetik alana sevk edebilmemiz, kısacası insanları gerçekten sevmemiz gerekecektir. Spiritüel hayata geçiş süreci, sizlere burada anlatmaya çalıştığım birtakım aşamalardan geçmek suretiyle giderek olgunlaşarak devam eder. 

Sevgi enerjisi önce varlığın kendisine olan saygısını artırır, varlığın kendisine karşı dürüst olmasını sağlar.

Diğer varlıklarla enerjetik alan bakımından bir birleşme, bir bağlantı temin edebilir. Bu bağlantılar vasıtasıyla siz hem alınış olduğunuz enerjiyi karşı tarafa nakledebilirsiniz hem de karşınızdaki varlıkların enerjilerini başkalarına nakletmelerine vesile olabilirsiniz. Sevgi enerjisini almak ve vermek konusunda göstermiş olduğunuz faaliyet, insanlar tarafından müşahede edilir ve onlar da kendilerinde zaten mevcut olan bu geçirgenliği sanki yeniden keşfedercesine faaliyete geçebilirler. Onları da harekete geçirmiş olursunuz ve bu durum spiritüel hayata geçişin iki ta­raflı olarak gerçekleşmesini temin edebilir.

Kalıpsız İnsan 

Sevgi, bize göre bir enerjidir, bir kuvvettir, bir kudrettir. Nasıl ki zaman enerjisi ve hayat enerjisi dediğimiz enerjiler varsa, kainat içerisinde birtakım esiri enerjiler mevcutsa, bizde birtakım ruh halleri meydana getiren "sevgi" adını verdiğimiz bir enerji türü de vardır. Bu enerji türünün en büyük özelliği, iletişimi yani komünikasyonu sağlamasıdır. Sevgi enerjisi varlıktan varlığa birtakım ruh halleri, birtakım etkiler, bilgiler taşıyan bir enerji türüdür. Esasında varlıklar arasındaki temel bağlantı sevgi enerjisi vasıtasıyla meydana getirilir.

Sevgi enerjisi ortadan kalktığı zaman varlıklar arasındaki komünikasyon da ortadan kalkar. Komünikasyonu yani iletişimi çok geniş manada, her yönüyle ele almak lazımdır. Maddi ve manevi bütün iletişimler ancak sevgi enerjisi vasıtasıyla olur. Sevgi enerjisi hem ruhsal dünyadaki ve fizik dünyadaki varlıklar arasındaki komünikasyonu hem de bu iki dünya arasındaki ilişkiyi sağlar. En uzak galaksi ile en yakın galaksi arasındaki "esiri" dediğimiz bağların öteki ismi sevgi bağlarıdır, sevgi enerjisidir. Gerçeksevgiyi biz bu şekilde anlıyoruz ve bu şekilde anladığınız zaman birçok meseleyi daha kolaylıkla kavramamız mümkün oluyor.

Gerçek sevginin tezahürü diye bir şey olmaz. Sevgi sevgidir, gerçek ya da gerçek dışı olması söz konusu değildir. Çünkü sevgi bir enerjidir, sahte sevgi enerjisi olmaz. Sevgi enerjisini alabilmek, kendi varlığında muhafaza edebilmek ve sirküle edebilmek meseleleri vardır. Yoksa sevginin gerçeği, sahtesi olmaz. Sevgi enerjisi bütün varlıkları kapsadığı için, onları kendi bünyesi içerisine alır.

Fakat bu enerjiden herkes kendisi için uygun olan dozda yararlanır, ne fazla ne de eksik. Bu doz ayarlamasını varlığın kendisi yapar. Hatta bazen otomatik olarak yapılır. Çünkü biz insanların çeşitli kabukları yani dirençleri vardır. Birçok şeye karşı olduğu gibi, sevgi enerjisine karşı da dirençlerimiz vardır. Sevgi enerjisiyle karşılaştığımız zaman, onun bize nüfuz etmesi gerekirken, o komünikasyon vasıtasıyla birçok komünikasyona girmemiz gerekirken, birtakım dirençler gösteririz ve böylece de sevgi enerjisinin bizi etkileme oranının aşağılara doğru çekilmesine sebep oluruz.

Bu enerjiyi bünyemizde normalolarak %100 oranında barındırmamız gerekirken, bu oran %30 hatta %20'lere kadar çekilir çünkü %70'i istenmemektedir, reddedilmektedir. 

Dirençler çok çeşitli olabilir. Bazen, kendimizi ne kadar zorlarsak zorlayalım, her insanı sevemediğiınfzi, hatta bazılarıyla birarada bulunmaktan bile hoşlanmadığımızı hissederiz. Bunlar tamamen bizim rezistanslarımızla alakalıdır. Varlıklar hakkında ürettiğimiz düşünceler, peşin hükümler sebebiyle onlara sempati duyarnayız yani gereken bağı kuramaz, komünikasyona giremeyiz. Ne şuuraltı olarak ne de şuursalolarak bir alışverişte bulunamayız. Sevgiyi yaşayamayış sebebimiz işte budur, yoksa her varlık sevgi içindedir, sevgi enerjisiyle ilişkidedir.

Öyleyse yapmanız gereken, vicdanınızda ve zihninizde diğer insanlara ait bazı standart kalıplar taşımamaktır. İnsanlar hakkında, varlıklar hakkında standartlaşmış, kalıplaşmış, köşeleri belli olan, açıları belli olan birtakım modellemeler yaparsanız, siz o varlıklarla komünikasyona giremezsiniz çünkü o modellemeler sizin modelinize, sizin kalıplarınıza uymamaktadır. Herkesi aynı tip kalıba sokmanıza gerek yoktur. O halde yapılacak olan, kalıplarımızın şeklini değiştirmektir. Hatta aslında en güzeli kalıpsızlıktır; her hangi bir kalıba bağlanmamaktır. Kalıpsız olmak ego kontrolünün en uç noktada sağlanmış olduğu anlamına gelmektedir. Bu, diğer bir ifadeyle hiçbir şeyle özdeşleşmemek, kendimizi eşya olmaktan kurtarmak manasına gelmektedir. Özetle; bir kimsenin sizinle birlikte aynı realite içerisinde var olması, Onunla komünikasyona girebilmeniz için yeterlidir. 

Asıl sevgi, almış olduğumuz sevgi enerjisini başkalarına iletebilme kudretini gösterebilmektir. Bunu yapabiliyorsanız siz insanları seviyorsunuz demektir. Aldığınız o enerjiyi dağıtamıyorsanız bu, o eylemi gerçekleştirmenize sebep olan varlık sevgisinden yoksun olduğunuz anlamına gelir. Yani Tanrı'nın var etmiş olduguher şeyin kutsal olduğu, her şeyin çok büyük bir bilgi ve sebep tahtında meydana getirilmiş olduğu, bütün varlıkların birbirlerine var olmalarından dolayı bağlı oldukları bilgileriyle hareket edemiyorsunuz demektir. Var edenin karşısında bütün varoluş, bir ve aynı şeydir. Varlığın birliği fikrini, Varlığın Birliği İlkesi'ni hiçbir zaman gözden uzak tutmamak gerekir. Varlıkta Birlik İlkesi tam manasıyla anlaşılırsa, sevginin herkese dağıtılması da mümkün olur. 

Zaman ve mekana uygun bir şekilde, herkesin ihtiyacına göre sevgiyi, alakayı, şefkati, yardımı dağıtabilen insan, bilge bir insandır; varlık sevgisinin hakkını gerçekten yerine getiren bir insandır. Çünkü unutmamak gerekir ki, her varlığın da bir seçme hürriyeti vardır. Belki de o varlık sizinle sevgi alışverişinde bulunmak istemiyordur çünkü konsantrasyonu şu anda başka bir yöndedir. Ona da toleransla yaklaşmak lazımdır. 

İdeal sevgi tüm insanların özlemidir fakat aslında bütün sevgiler idealdir. Sevginin her türlüsü idealdir. İdeal olan, tamamensize kalmış bir şeydir. Hedefiniz neyse, sizin için idealodur. O, sizin ufkunuza bakar. Yükseltiniz ne kadar fazlaysa ufkunuz da o kadar geniştir. İdealleriniz de ufuk boyunca ilerlerler. Siz yaklaşırsınız, ufkunuz yükselir ve daha ilerde çok daha büyük bir idealle karşılaşırsınız. Ve bu hep böyle devam eder. 

Boyut, Şuursal Bir Hareketin Sonucudur 

Boyut sözcüğü çok yanlış kullanılan bir sözcüktür. İki boyutlu, üç boyutlu gibi kavramlar aslında tam manasıyla anlaşılmış meseleler değillerdir, bizler henüz boyut kavramının gerçek manasını ifade edebilecek kelimelere sahip değiliz. Yani eni, boyu, derinliği olan bir şey üç boyutlu oluyor da, bir nesnenin dört boyutlu olması nasıl oluyor? Dördüncü boyutun zaman olduğunu söylüyorlar, halbuki zamanın boyutla herhangi bir ilgisi yoktur. Bu sadece bir düşünüş, bir modelleme şeklidir. 

Boyutlar meselesiyle uğraşan birçok insan vardır. Eskilerin buut dedikleri boyut kavramı; beş duyumuzla tanımış olduğumuz, beş duyumuzIa anlayabildiğimiz, bir takım ölçümler ve matematik ifadelerle anlatabildiğimiz bir zaman-mekan konumunun dışında olan zaman ve mekanları, onun dışında bulunan konumları ifade edebilmek için kullanılmıştır ve bu kavram, zaman ve mekanla ilişkilidir; zaman ve mekanın kesişme noktaları boyutları mey­dana getirir. Ama burada bahsettiğimiz zaman, bizim kronolojik zamanımız değildir. Buradaki zaman enerjetik mahiyette ele alınması gereken bir zamandır, enerjik bir durumdur. Nasıl ki ruh enerjisinden, hayat enerjisinden bahsediliyorsa, aynı şekilde bir de zaman enerjisi vardır. 

Zaman bir enerjidir, bir güçtür. Zamanın bir enerji türü olması bu enerjinin monoton bir enerji tarzında olduğu manasına gelmez. Nitekim enerjiler de kendi varlıkları, yapıları içerisinde zaman zaman farklı farklı yoğunluklar kazanırlar. Bunu elektrik yükü tarzında da düşünebilirsiniz. Örneğin, 1,5 V'luk pil dediğiniz zaman, 1,5 V'Iuk enerji yüklenmiş olan bir nesne söz konusudur. Eğer bunu 9 V'luk bir pil olarak ifade ederseniz, o maddeye 9 V gücünde enerji yüklenmiş demektir ve bunların her birinin imkanı birbirinden farklıdır. 

Zaman enerjisi de kendi içerisinde çeşitli yoğunluklara sahiptir. Çeşitli yoğunluklarda ve mekanlarda bulunduğu anda meydana gelen olaylar çok farklıdır. Aynı sistem içerisinde, aynı dünya içerisinde, aynı fizik plan içerisinde zaman enerjisi çeşitli yoğunluklar göstermek suretiyle mekan içerisinde çok çeşitli olaylara sebep olabilir.' Aynı mekan içerisinde bizim rutin olarak gördüğümüz, bildiğimiz, anlamaya çalıştığımız, farkına vardığımız olayların çok dışında ve çok farklı olaylar meydana gele­bilir. Farklıolaylar meydana geldiği için, insanlar onları bu boyutun olayları olarak değil de, başka bir boyutun olayları olarak değerlendirirler. Yani başka bir zaman ve mekan süreci içerisinde olan şeyleri, şimdi oluyor şeklinde düşünerek yanlış bir tanıma girerler. Halbuki böyle bir durum söz konusu değildir. Bu yoğunluk farklılaşmaları zaman enerjisinin kozmosla uyum sağlaması sonucunda meydana gelen birtakım kavislenmeler sebebiyle oluşurlar.

Zaman enerjisi tıpkı bir yılanın yerde ilerleyişi gibi kavisler çizerek, sanki kendisine en uygun olan yollardan geçiyormuş gibi hareket eder. Zaman enerjisi kozmosla en büyük uyumusağlamış olan enerjilerden biridir. Kozmosun her noktasında, her yöresinde faaliyet halindedir; varlıkların, eşyanın meydana gelmesinde en esaslı rolü oynayan enerjidir. 

Bu enerjiyi büyük bir kuvvetle ve isabetle kullanabilecek, bu enerjiye hakim olabilecek yegane enerji de ruhsal enerjidir, ruh enerjisidir. Ruh enerjisi zaman enerjisi ile müşterek bir şekilde çalışır; birlikte fizik kainatları meydana getirirler. Yani bütün yaratılmış olanların hepsi ruhun eseridir. Form halinde meydana getirilmiş olan her şey, her varlık,ruh enerjisiyle, ruhsal enerjiyle zaman enerjisinin müşterek çalışmasından meydana gelmişlerdir. 

Gördüğümüz gibi boyut, zaman ve mekanla ilişkilidir, hatta ayrıca ruhsal enerjiyle de ilişkilidir. Boyut şuursal bir hareketin sonucudur. Temelde bir şuur faaliyeti yoksa, boyuttan haberdar olmamız mümkün değildir. Boyuttan kim bahsediyor? Şuurlu bir varlık olan insan bahsediyor. Çeşitli boyutların mevcudiyeti, arıcak insan şu­urunun durumuna, algılama gücüne, yorum gücüne, tasvirine göredir. Şuuru ortadan kaldırırsanız, boyutu da or­tadan kaldırırsınız. Burada şuur doğrudan doğruya gerçek, yapıcı ve değiştirici olan, yorumcu olan ruhsal enerjiyi temsil eder. Demek ki, boyutun meydana gelmesinde ruhsalenerji ve zaman enerjisi biraraya gelerek mekan dediğimiz durumu meydana getirirler. O mekan içerisinde de eşya, varlık tezahür eder.

Bu konulara ilişkin daha yüksek anlayışlara ulaşmak istersek, spiritüel ya da filozofik konularda daha fazla bilgilenmemiz gerekecektir.