Üyemiz Olun

2020'ye Girerken

Yeni yıl da ihtiyacın olan  yeni bir başlangıç mı yeni bir sen mi?

Yılın başka hiçbir zamanı, yeni yıla girerken olduğu kadar yeni kararlar aldırtmıyor insana. Ne çok hedefler ve beklentiler koyarız kendimize! ‘Bu yıl kesin zayıflayacağım.’ “Bu yıl artık sevdiğim işi yapacağım.” “Bu yıl hayır demeyi öğreneceğim insanlara ‘’ “yeni yıla nasıl girersen öyle devam edermiş mantığıyla büyük umutlarla gireriz, Yıl değişince, her şeyi değiştirmek için bir eşik noktası haline geliverir. Bunun olumsuz bir yanı yok elbette. Buraya kadar her şey aslında çok güzel. Peki, bundan sonra ne oluyor da bu kararlar yeni yılın ilk günlerinde başarısız bir denemeyle rafa kaldırılıyor.

Neden yeni yılda koyduğumuz hedefleri başaramıyoruz?

Her yıl dönümünde (buna doğum günleri ve evlilik yıldönümleri de dahil), “hemen gerçekleşsin” istiyoruz . Bir şeyler değişsin istiyoruz, daha iyi, daha güzel olsun her şey… Ama burada sanki önemli bir noktayı atlıyoruz; hiçbir şey tek bir günde değişmiyor.  Bır bebek 1 gunde olmuyor 1  cocuk 1 gunde yurumuyor 1 gunde okumayı sokemıyoruz sabrımız ve sureklılıgımız yok   erıl dısıl enerjıde pasıf dısıl ve yıkıcı erıl enerjı alanı sabırsız olmak ve kurban bılıncı ıle kurtarıcı beklemek beklentıyı kendınde tutamamak

Zaman içinde olabilecek değişimleri sağlayan kişiler de bizleriz. 2020 nın ilk günü ve sonrasında da bu kararları yerine getirecek olan 2019’daki ve daha öncesindeki aynı biziz. Ve önemli olanda bu büyük değişimlere ulaşmak için hangi küçük adımları atmamız gerektiği.. İşte asıl mesele bu!

Tek bir sözden ibaret temenniler, değişimi getirmez. Değişim için değişim yapmak istediğimiz hedeflere bağlanmak gerekir.  

Hedefler sürdürülebilir gerçeklikte olmalı  umut ınsanı yataktan kaldıran seydır .

Hafta sonu çok yiyip, pazartesi başlanan diyetler başarı ve istiklar hemen hemen yok gibidir! Hedeflere gideceğiniz yerde önceden hazırlık yapmanız gerekir hiçbir değişim birden olmaz değişim hazırlık ister. 

Değişmesini istediğimiz şeyler sonrası Sorunlar karşımıza elbet cıkacaktır, Örneğin sorunlu bir ilişkinizi bitirmeye karar verdiğinizde rahatlarsınız ama yalnızlığın verdiği acı da karşımıza dikilebilir. Yalnızlığın acısını yaşamamak için geriye dönerseniz değişimi yaşayamaz kendinizi tekrarlarsınız,  Umudumuz olmazsa, yeni yıl “yeni” değil, “yine bir yıl” olur!

Hiçbir değişim sancısız olmaz. ‘Doğum sancısını ancak yaşayan bilir ancak hiçbir anne çocuğunu kucağına aldıktan sonra geriye dönüp yaşadığı sancıya yanmaz.’

Yeni yıl yeni umutlardır, umutsa insanı yataktan kaldıran en önemli şeydir.

Ama Yeni bir  yıl sorunları halletmez biz halledeceğiz. Yeni yıl birşey getirmez. Biz kendi kendimize getiririz. Ama yeni yıldan beklemek umudu artırır. Bir nevi “ben değil o yaptı” düşüncesi gibidir. Kendimizden değil, “ötekinden beklediğimiz sürece, umutlar hayal kırıklığına dönüşür.

Değişime kendimizden başlamamız gerekir , başkalarını değiştiremeyiz biz değişirsek dünyamız değişir. Eğer hayatınızda olumlu değişiklikler yaşamak istiyorsak bu işi, önce içeride halletmeliyiz. Yani kendimizden ...

Mutlu, başarılı ve istikrarlı bireyler olmak için yapmanız gerekenler

Öncelikle kendimizi sevmeyi öğrenmeliyiz. kücükleri sevmek büyükleri saymak klişesi ile büyütülen bizlere, kendimizi sevmek öğretilmedi . Sevme ve sayma önceliği hep başkalarına verildi. Kişilikli bireyler olmanın temeli kendini sevmektir oysa. Aksi halde sevgiyi alabilme taktiri başkalarının taktirine kalıyor. Birileri sevgi verirse alıyor, vermezse çöküyor başkalarının taktiriyle motive oluyor, taktir edilmezse çöküyor.

İyi ama nasıl seveceğiz?

Özgüven eğitimlerinde yaptığımız bir çalışmadan bahsedeceğim

Hergün kendimize acımasızca söylediğimiz sözleri not almaları isteniyor katılımcılardan kendimiz icin sarfettiğimiz ‘bugün iğrenc görünüyorum saçlarım berbat, kilo almışım, 

korkunc görünüyorum, çok aptalım ‘ gibi olumsuz tüm sözler sözü söyleyen kişiler tarafından bir deftere not alınıyor, o notları eğitmen, kendiniz için sarffettiği olumsuz sözleri  size kendi cumlesıymıs gibi  söylüyor ve herkesin tepkisi aynı oluyor ‘bu sözler dışardan duyunca kulağa nekadar da kötü geliyor‘

Hergün kendimizi beğenmeyerek icimize söylediğimiz bircok kötü düşünce hissettirdiğimiz olumsuz duygu sarfettiğimiz negatif sıfat dışarıdan başka bir ağızdan duyunca oldukca kaba kırıcı yıkıcı gelebiliyor, kulağa etraftan beklediğimiz iyiliği benzer sekilde saygıyı önce kendimiz kendimize göstermeliyiz, hücrelerimiz canlı ve bizimle yaşıyor kendimizi acımasızca eleştirdiğimiz ve kendimize söylemiş olduğumuz her kötü söz hücrelerimize ulasıyor ve doğal olarak bizleri etkiliyor.

Kendini sev,  hergün aynada gözlerinin içine bakıp kendin için güzel şeyler söylemekten kendini motive etmekten çekinme.

Motive olman için telefonuna indirdiğin  fal applicationından güzel yorumlar okumaya, yada başkalarından güzel şeyler duymaya ihtiyacın yok.  İhtiyacın olan şey sende.

2)Asidik ve alkalik yiyeceklere dikkat edin.

Değişime içerden başlamak aynı zamanda bedeni arındırmak demektir.

Sadece beslenme ile değil düşünce ile de beden asidik hale gelir, kötülüğe niyet eden kişinin beyninde asit özellikli kimyasallar salgılanır ve kişi düşmanca davranmaya başlar yani önce kendimize zarar veririz.

Asidik ortam bastırılmış duyguları da  tetikler.

Hemen şimdi asidik ve alkalik yiyecek listesini cıkarın ve beslenme programınızı buna göre düzenleyin ve ayrıca sizi asidik hale getiren kötü düşüncelerden arınmak için çaba sarfedin.

3) Geleceğinizi suyla şekillendirin

Sabah aç karnına 2 bardak su için ve hergün belirlediğiniz pozitif bir niyeti suya yükleyin ve pozitif olumlamalarınızı suya yükledikten sonra icin. Suyun hafızası vardır ve hücreler arası bilgi alış verişini sağlar.

Konuyla ilgili ‘İki ilkokul talebesi, okul için bir deney yapmışlar. İki farklı şişeye pişmiş pirinç koyup şişenin birine “Teşekkür ederim!” diğerine ise “Seni Aptal!” diye tekrarlamışlar. Bir ayın sonunda “Teşekkür ederim!” denilen pirincin renginin sarı ve kokusunun helmelenmiş pirinç gibi olduğunu ve “Seni Aptal!” denilen pirincin ise simsiyah ve kötü kokulu olduğunu, pirincin bile kelimelerden etkilendiğini görmüşler. Bu deney yayılmış ve birçok insan aynı deneyi tekrarladığında aynı neticenin elde edildiğini görmüşler.’

Su moleküllerin düşüncelerimizden, duygularımızdan ve kullandığımız kelimelerden etkilendiğini bulgulayan Dr. Emoto, suyun, söylenen sözlere, hissedilen duygulara, gösterilen görüntülere ve dinletilen müziğe göre nasıl bir değişim gösterdiğini birbirinden muhteşem su kristali fotoğraflarıyla gözler önüne seriyor. Hem dünyamız hem de bizler büyük ölçüde sudan oluştuğumuz için suyun mesajı hepimizin bireysel sağlığı, doğanın yenilenmesi ve dünya barışı açısından muazzam bir önem taşıdığını anlatan suyun gizli mesajı kitabını okumanızı öneriyorum.

4) Her sabah ve her akşam düzenli olarak yüzünüzü özenli şekilde yıkayın

Büyüklerimizin en iyi tedavi şeklidir kendimizi kötü hissettiğimizde ‘git bir elini yüzünü yıka geçer’ sözü J 

Sebebini hiç düşündünüz mü? Belki kendileri de farkında olmadan söylüyor ama 

Doğu Tıbbında M.Ö 3000 yılından beri bedenimizde akan bir Yaşam Enerjisinin varlığı  bilinmektedir. Bu enerjilerin bedende, sağlıklı ve dengeli  akışını sağlamak için yüzyıllardır akupunktur noktaları kullanılmaktadır.Bu noktalar iğnelerle uyarılarak harekete geçirilebildiği gibi parmak uçları ile vurularak veya hafifçe sıkılarak da enerji akışı sağlanır.

Yüzümüzde çok fazla enerji noktası vardır, özellikle mide, böbrekler, safra kesesi, kalp, ince bağırsak, kalın bağırsak gibi organların enerji noktaları bu bölgeden geçer,bu noktaları mutlaka suyla temas ettirmeniz gerekiyor. Organlar 24 saat çalışır hepsinin saatleri vardır. Ve su ile temas etmeden üzerlerindeki enerji yükünü boşaltamazlar.

5)ESNEME EGZERSİZLERİNİ ES GEÇMEYİN

Her sabah 5-10 dakika mutlaka bedeninizi esneten egzersizler yaparak güne başlayın.

Doğadaki canlıları izleyin kediler köpekler ve hatta ayılar bile uyandıklarında gerinir ve esnerler.

Gerinme özellikle sinirler yorulduğunda da istem dışı olarak görülür. Kaslarımızda 'aktin' ve 'miyosin' adı verilen kimyasal moleküllerden oluşan, iç içe geçmiş protein lifleri bulunmaktadır. Kaslar hareket halindeyken, bu iki molekül arasındaki bağların çalışmaları ile güç üretilir. Hareketsiz kaslarda ise bu bağlarda az bir miktarda da olsa gerilim ve sertlik oluşur. Bu gerilim ve sertlik hareketsizlik devam ettikçe maksimum noktaya ulaşır. Bu nedenle uzun zaman hareketsiz kaldığımızda vücudumuzdaki bu sertlikten kurtulmak için gerinme ihtiyacı hissederiz. Sporcular spora, maçlara başlamadan önce ısınma hareketleri yaparak kaslarındaki sertliği gidermeye çalışırlar. Gerinme benzeri ısınma hareketleriyle kaslarını spora hazırlarlar. Gerinince kaslardaki sertleşmeden ve onun yarattığı gerilimden geçici olarak kurtuluruz. Gerinme insana kısa süreli bir rahatlama verir. Vücuda yapılan masaj ve diğer fizyoterapi uygulamalarında vücudun gevşemesi ve rahatlaması da bu etkiyi yapar. Sabahları uyanınca ilk olarak refleks olarak yapılan gerinmek gece boyunca hareketsiz kalan kasları çalıştırmak ve rahatlatmak içindir. Özellikle masa başında çalışanların bu refleksle kaslarımızdaki protein lifleri harekete geçiriyorlar. Gerinmeyle derin nefes de alınarak kanın daha hızlı pompalanmasına ve bu da vücudumuzun her organına oksijen gitmesine neden oluyor. Bu durumda daha zinde ve rahat oluyoruz

6) NEFES ALIN

Çoğumuz doğru nefes almayı bilmiyoruz.

Öncelikle şimdi derin bir nefes alın ve nasıl nefes aldığınızı gözlemleyin.

Doğru nefes alıp vererek bedeninizde mucizler yaratabilirsiniz.

Kişi doğuştan doğru nefes alır, ancak büyüme ile birlikte yanlış alışkanlıklar, beslenme bozuklukları, kaygı ve korkular ve sağlık sorunları gibi faktörlerin etkisiyle bundan uzaklaşır ve kesik kesik, yetersiz nefes alarak, normalin çok daha altında oksijen almaya başlarlar. Çocukluktan sonra gün içinde alınan nefes sayısıda azalır nefes miktarının azalmasıyla birlikte kişide hem bedensel hem de ruhsal sorunlar meydana gelir. Bedensel olarak az nefes alan kişi kendini çok daha yorgun ve stres altında hisseder. Doğru nefes tekniği ile vücuda giren oksijen miktarı hızla artar, kandaki oksijen miktarı yükselir, "Daha fazla oksijen, vücut enerjisinin harekete geçmesi, kişide ruhsal değişim ve dönüşüm sağlar. Kişi karamsarlıktan kurtulur, olaylara karşı pozitif düşünme yeteneği artar, olumsuz düşüncelere daha kolay set çekebilir"

Uzmanlara göre yanlış ve yetersiz nefes alınması, kişide mide bulantısı ve baş ağrısına da yol açabilir, doğru nefes uygulaması ile birlikte "uyku düzene girer uyku kalitesi artar kişi derin uyuyabilir, kandaki oksijen miktarının artmasına bağlı olarak bağışıklık sistemi artar, stres önemli ölçüde azalır.

DOĞRU NEFESİN TANIMI BEBEK NEFESİDİR

Doğru nefes, Dünya Sağlık Örgütü tarafından da havayı ciğerlere tam olarak doldurmak ve nefes alış verişi esnasında diyafram kasını kullanmak olarak açıklanmıştır. Diyafram kası, akciğerlerin hemen altında bulunan bir kastır. Bu kasın hareket etmesiyle birlikte vücudumuzun karın bölgesi de beslenmeye başlar ve nefes tüm vücuda dolar

Doğru nefes iyileştirir

Basit bir dörtlü nefes çalışması;

Nefes alındığında göğsün ve karnın iyice şişmesi ve ardından nefes verirken boşalması gerekiyor. Burundan nefes alınırken burun kanatlarının kapanması verirken ise açılması gerekir

•    Ciğerlerinizden havayı boşaltınız ve bu şekilde dörde sayarak kalınız. 

•    Dört sayarak nefes alırken ciğerlerinizi boğazınıza dek iyicene şişiriniz. 

•    Dörte sayarak ciğerleriniz doluyken nefesinizi tutunuz. 

•    Dört sayarak ciğerleriniz iyice boşalıncaya kadar nefesinizi veriniz. 

•    Sonra tekrar baştan başlayınız

7) AFFETMENİN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜNÜ KEŞFEDİN

Affetmeden iyi bir gelecek olmaz.

Profesör bir gün öğrencilerine bir teklifte bulunur: "Yarın kızgın ve öfkeli olduğunuz, bağışlamayı reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, üstüne o kişinin ismini yazın ve getirin."

Ertesi sabah kimi öğrenci üçer-beşer, kimi de çuval dolusu patatesle okula gelir. Öğrencilerden biri profesöre "Peki şimdi ne olacak?" şu cevabı alır: "Bir hafta boyunca okulda, otobüste, gittiğiniz her yerde bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız."

24 saat sonra öğrenciler isyan eder: "Hocam bunları taşımak çok zor, hem sıkıldık, hem de yorulduk. Bir hafta böyle geçmez."

Hoca gülümser ve "Bağışlamadığınız kişiler ruhunuzu ağırlaştırıp yük taşımaya mahküm eder. Halbuki bağışlamak karşınızdaki kişiye değil, kendinize yaptığınız bir iyiliktir" der.

Affedememek kin ve öfke duygusuyla hareket etmek başınıza yeni oyunlar açacağından, acı ve zorluk yaratacak benzer sonuçları devamlı bir şekilde farklı kişilerle de olsa tekrar üzerine çekersiniz. ‘böyle insanları mıknatıs gibi neden çekiyorum hayatıma yada neden aynı şeyleri yaşatan insanları alıyorum hayatıma’ diye isyan ettiğiniz zamanlarınız olmuştur...’ Bu kozmik oyunu sona erdirmenin karşı enerji yaratmamaktan geçtiği bilinmelidir .

Kimileri erkek arkadaşı onu aldattı diye ayrılır ve üzerinden yıllar geçer ama kini geçmez. Boşandıkları eşlerine, kayınvalidelerine bir ömür boyu kızgınlıkları sürer. Boşa giden bir ömür. Kızgın olduğunuz, size haksızlık ettiğini düşündüğünüz kişilerle  aynı ortamda bulunduğunuz zaman ki  gününüzü düşünün, kendinize zehir ediyorsunuz. Surat asılır, beyin o kötü güne gider, sanki üzerinden hiç zaman geçmemişçesine aynı siniri yaşarsınız belkide.
Kin duymaya başladığınız an, yaşam kaliteniz ve sağlığınızda bozulur. Affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırırız. Affetmeyi karşıdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz ama kendi ruhumuzu ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz .

Bizler, hatalarımızdan, ders, alarak büyür olgunlaşırız. Kin öfke duyarak sadece karşıdaki kişinin kötü enerjilerini üzerinizde taşır ve kendi yaşam alanınızın kalitesini bozarsınız.

Affetmek demek karşınızdaki kişinin boynuna sarılmanız yada tekrar samimi olmanız anlamına gelmiyor.

Rahat ve sessiz bir alana uzanın ve affedemediğiniz, öfke duydugunuz o kişinin görüntüsünü karşınıza alıp ismini söyleyerek ‘’ .................seninle paylaştığımız tüm vakitlerde bilerek yada bilmeyerek sebep olduğum tüm sıkıntılardan yaptığım tüm yanlışlardan ve yansıttığım tüm olumsuz duygu ve düşüncelerden dolayı senden özür diliyorum.  

Lütfen bunu kabul et ve beni sevgi ile bağışla.

Bende seni sevgi ile bağışlıyorum.

Şu andan itibaren seni kendimden kendimi senden özgür bırakıyorum.

Bana öğrettiğin her şey için sonsuz teşekkür ediyorum"

Kalbinizden çıkartacağınız pembe ışığı o kişinin kalbine yollayın ve o kişinin yüzünde oluşacak değişimleri gözlemleyin. Bu meditasyon değişim dönüşüm meditasyonudur. Affetmeye niyet ettiğimiz kişiyi tamamen affedene kadar her gün devam edilmelidir.

8)MÜZİĞİN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜNÜ KULLAN

Müziğin tatlı uyumu bizi keyiflendirmenin yanı sıra birçok farklı şekilde etki eder. Solgun ruhumuzu şenlendirir, yüzümüzdeki endişeleri siler, çatılmış kaşlarımızı yumuşatır, neşelendirir; dünya üzerindeki bütün hoş şeyler içinde insan kalbini daha fazla mutlu eden ve canlandıran bir şey yoktur." Der Giraldus Cambrenis.

Ses terapisinin başlangıcı binlerce yıl öncesine, mistik enstrümanların tedavi amaçlı kullanıldığı zamanlara kadar uzanır. Ses titreşimlerden ibarettir. Enstrümanına göre, yayılan titreşimler ile hücre seviyesinde etkilenebiliriz. Belli başlı enstrümanlarsa "Beta Beyin Dalgası Kalıpları" (bu beyin dalgaları konsantrasyon,endişe, "kaç ya da savaş" tepkisi ile ilişkilidir) diye bildiğimiz durumdan "Alfa","Teta" ve hatta "Delta" beyin dalgalarına getirir. "Alfa" rahatlama, "Teta" meditasyon ve "Delta" da trans hali durumlar ile ilişkilidir.

Başka bir deyişle, beyninizi rahatlatarak daha sakin, canlı ve gençleştirici bir ruh haline müzik dinleyerek ya da o enstrümanı çalmayı öğrenerek ulaşmak mümkün.

Müziğin Size faydaları:

* Akıl - duygu dengesi sağlanır.

* Stres ve kaygı azalır.

* Konsantrasyon ve hafızayı iyileştirir.

* Uyku kaliteniz artar.

* Bağışıklığınız güçlenir.

* Daha fazla yaratıcılık sağlar.

* Yükselmiş maneviyat verir.

9)HERGÜN  GÜLÜMSEYECEĞİN BİRŞEYLER OKU

Mizah, birkaç dakika için bile olsa bizi sorunlarımızdan uzaklaştırır; bu sorunlara katlanmayı kolaylaştırır. Durup bir soluk almamızı sağlar.

Aşağıdaki kelimeleri kendi kendinize sessizce okuyun:

Mutsuz, üzgün, gözyaşı, somurtkan, karamsar, suratsız, sıkıcı, ümitsiz, hüzünlü, dertli, sıkıntılı, çaresiz…
Kendinizi nasıl hissediyorsunuz ?

Şimdi  şu kelimeleri okuyun:

Neşeli, şenlik, şakacı, gülünç, mutlu, gülüşme, şen, eğlenceli, oyun, keyifli, zevkli, coşkulu, kahkaha…. 

İkinci liste sizi birincisinden farklı mı etkiledi?

Hasta olan, depresyonda olan, yasta olan insanlara, mizah fiziksel ve zihinsel açıdan iyi gelir. Mizah, onların yaşadıkları bu negatif döneme, pozitif bakmalarına yardımcı olur. Onlara bir şans tanır. Acı ve kedere gömülüp hiçbir şey göremez hale gelmek zorunda olmadıklarını hatırlatır.

Eğer Yumurta içeriden kırılırsa yaşam başlar,
Eğer yumurta dışarıdan kırılırsa yaşam sona erer.
Bunun için, tüm başarılı değişimler içeriden dışarıya doğrudur.

Yeni kararlar almadan önce kendini değiştirmelisin.

10) BİRİNİN YÜZÜNDEKİ GÜLÜMSEMENİN SEBEBİ OL

Hayır bir kuruma yapacağınız yardımlardan bahsetmiyorum! Yada bir hesaba yapacagınız yardımlar değil! Şirketinin her yıl yardım kurumuna aktardığı yardım paralarından da bahsetmiyorum... Birebir bir cocuğun, yaşlı birinin bir ihtiyaç sahibi yada bir sokak canlısı ile birebir iletişimden bahsediyorum. Yaptığın iyiliğin yüzlerde oluşturduğu ifadeyi hissetmenizden bahsediyorum. İlla maddi yardımda bulunmak zorunda değilsin ama sana ihtiyacı olan insanlarla zaman geçir, onları dinle, yardım et, sohbet et. Birilerinin yüzlerindeki gülümsemenin sebebi olmak ve bunu hiç bir karışık beklemeden yapmak ruhuna iyi gelecektir. Barınakları ziyaret edin, çocuk esirgeme kurumlarını ziyaret edip cocuklarla zaman geçirin, Huzur evlerini ziyaret edip oradaki insanlarla sohbet edin. Ruhunuzun beslenmeye ihtiyacı var.

Unutma sen değişirsen dünyan değişir .